
kuzenimin bi papağanı vardı. dayım bu kuşu adanadaki otogarda bi adamdan almış. haliyle hayvanın konuşma yeteneği "topla gel topla gel", "hooooooop" ve bilimum küfürden oluşuyordu. nedense kuzenlerimin sahip olduğı her şey bana çok enteresan gelirdi. barış manço plakları vs.
bu papağanla bir yaz tanıştık ve tabi hayatında "lan" kelimesini bile 3 kez ancak duymuş olan masum abim ve ben bütün küfürleri öğrendik. tatil bitti eve döndük ve en sevdiğimiz kelime "eşşoleşşek". bi de adana ağzıyla dolu dolu söylemeyi öğrenmişiz. babam bir iki gün psikolojik yöntemlerle savaştı bizimle, odadan çıkmama cezası gibi. sonunda dayanmadı türk aile yapısı, örf ve geleneklerine uyarak "biber sürerim bak" dedi. tabi bizim gibi apartman çocuklarını ağız dolusu terbiyesiz kelime sarfetme zevkinden hiçbi şey vazgeçiremiyor. bağımlısı olduk resmen. sonra bir akşam babam biber sürdü evet. etkili oldu. "kemal sunal filmi" diye bi kavram vardı, bipleme teknolojisi türkiyeye gelene kadar izlememiz yasaktı. liseyi bitirene kadar evin içinde "lan" bile dediğimi hatırlamıyorum. aklım başıma iyice gelene kadar ordan burdan duyduğum kelimelerden hep çekindim. üçe gidiyordum sanırım "entel" lafının ayıp bi şey olduğuna inanmışım bi şekilde. herhalde o yıllarda da çok popülerdi tvde zırt pırt duyuyordum. babamla okula yürürken bi sabah utana utana sordum. o sırada yanımızdan gömleği dışarda kravatı gevşek bi lise talebesi geçiyordu. babam onu gösterip "bu tarz insanlara entel denir" demişti. entel kelimesini hala o anlamda kullanıyorum, yer etmiş.
ilk küfrünü -eşşoleşşek- bir papağandan öğrenmiş bi iyi aile apartman kızı olarak sonradan nasıl bu kadar terbiyesiz oldum çıktım onu anlamıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder