
ilk kez yaz okuluna kaldığımda nefret etmistim. dersten yurttan havadan sudan herşeyden. hatta son günlerinden birinde sunlar dokülmüştü ağzımdan: "kozmopolitan okumak istiyorum." o kadar boş olmak istiyordum ki bi plaja gidip kendimi güneş kremine bulayıp yatıp kozmopolitan okumak istiyordum.
bi sonraki sene bi evim olmuştu. telaştan yorgunluktan heyecandan bi şey anlamadım. dersi veren hoca da iyiydi eğlenceli geçmişti. okul hayatim boyunca aa gelen tek dersim oydu. hatta son günlerine doğru topolog olmaya karar vermiştim.
sonra yeni bi eve taşindim, minik teraslı evim. keyfi en çok yaz okulunda çıkarılan ev.
bi süre sonra "yaz okulu" insanin hayatında bir kavram olmaya başliyor. kabulleniyorsun. sevmeye başlıyorsun. okul kapalıyken kalkıp okula giden bi kaç yüz öğrenci. dışlanmışların küçük dünyası. sene içinde görülemeyecek şeyler oluyor. sadece yaz okuluna gelenlerin bilebileceği minik sihirli ayrıntılar. iğdelerin kokusu hiçbir mevsimde o kadar güzel olmuyor mesela. ya da mimarlığın arkasındaki gölgedeki masalar hiç o kadar kutsal görünmez. beşerinin kantini. bi de yaz okulunun ikinci haftası mutlaka yağmur yağar, dünyanın en güzel yağmuru.
okul hayatının en güzel zamanlarıymış. şimdi anlıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder