26 Ocak 2010 Salı

rica ediyorum defol


mastürbasyon insanlarından nefret ediyorum. iddia ettiği şeyi mantıksız bulduğumda gözlerini deviren insan. "anlamaman çok normal" gibi. bu insan ego insanı değil, bu daha farklı bir şey. sana üstünlük taslamaya, kendini yüceltmeye çalışmıyor. ego pompası durumu yok. tartışmıyor, uzatmıyor, gözlerini devirip bırakıyor. ego insanları basittir. sen küçük o büyük olana kadar kafanı siker, boşalır rahatlar. mastürbasyon insanı her durumda kendi büyüklüğüne inanır aksi ima edildiğinde hiç muhattap olmaz, anlamayan diğerleridir, en yukarda tek başına olmanın verdiği tahrikle mastürbasyonunu yapar, boşalır rahatlar. sen onun pornosu olursun. gözlerini devirdiği an kafasını tutup duvara sokmak istiyorum. "boşver ya"

11 Ocak 2010 Pazartesi

seni tanrı bile affetmeyecek


kızgın değilim ama onu asla affetmeyeceğim. hayatımdan o mutlu aile resmini çaldığı için. gelecekle ilgili iyi şeyler düşünebilme yeteneğimi öldürdüğü için. içimdeki mantıklı kadının içine ettiği için. sürekli "çok mutlu olacağız" derdik sanki yeterince söyleyince gerçek olacakmış gibi. aslında kendimizi ikna etmeye çalışıyorduk. hiç o taraflarda işim olmazken geldi binbir türlü "sonsuza kadar" laflarıyla doldurdu hayatımı. umut tacirliği. sonra hiç gibi gitti. bir saniye tereddüt etmeden. bazen düşünüyorum bi gün bi yerde görürsem naparım acaba diye. yanında karısı ve bebeğiyle mesela. benden çaldığı sahneyle. muhtemelen hiçbi şey yapmam. hiçbi şey. çünkü gece kafasını yastığa koyduğunda aklına gelmemiştir hiç, gelmeyecektir, başkasının hayatında sebep olduğu şeyler.
evet eskiden böyle değildim. domestik hayaller kuran bir kadındım. domestik bi kadın değilim, değildim. iyi ki bitmiş diyorum. olan biten herşey için iyi ki öyle olmuş diyorum. şimdi daha mutluyum. ama gel gör ki bazı şeyleri kaybedince geri gelmiyor. iyi ki yalan olup gitmiş büyük aşkımız eyvallah ama kimsenin içimdeki hayalleri de böyle yağmalamaya hakkı yoktu. affetmeyeceğim.

28 Aralık 2009 Pazartesi

başlamak?


ölmek bir anda olan bi şey değil. doğduğumuz andan itibaren ölmeye başlıyoruz. en yukarıdayken düşmeye başlıyoruz. ömür dediğimiz şey aslında "ölmek" süreci. her biten şey bu büyük bitişin bi parçası sadece. okulu bitirmek. ayrılmak. bırakmak. terketmek. pencereleri kapatıp kapıyı kilitleyip çıkmak bile bunun bi parçası. her bitiş. her şişenin dibi. her sigaranın izmariti. şarkının sonu. telefonun kapanma sesi. bütün bunları ucuca ekliyoruz ve sonunda bitirecek bir şey kalmadığında ölüyoruz. geçmişimizde bıraktığımız şeyler aslında çoktan ölmüş parçalarımız. ortaokula giden ben öldü mesela. otobüse bindiğimde duraktaki ben öldü. saçlarımı kestirdiğim gün uzun saçlı ben öldü. işte bazen sanki bitirip gidecek bir şey kalmadı bu "ömür" dediğim zaman aralığında gibi geliyo.

21 Aralık 2009 Pazartesi

duvarların dili olsa...


G ile sevişmek istiyorum. terden saçların yapıştığı, dişlerin geçirildiği sevişme. I'ya sarılıp film izlemek, kafamı omzuna koymak, parmaklarımı saçlarında gezdirmek istiyorum. L ile yeni ergenler gibi her hangi bir zihinsel aktivite olmaksızın moronca takılmak ve sabah akşam yiyişmek istiyorum. R ofisindeki masasının üstündekileri bi hamlede sıyırsın ve yüzümü masaya dayayıp oracıkta beni düzsün istiyorum. N'yi kullanmak, kalbini kırmak, arkamdan ağlatmak istiyorum.

içimde çok fazla kadın var.

05 Aralık 2009 Cumartesi

kahveyi bırakmasaydım keşke


normal poşet çay ile demlik poşeti arasında çok önemli bi fark var. demlik poşeti birden fazlası için. diğeri tek başınalar için. her haltı bir kişilik ayarlamak zor. bi marulu bile 5 günde bitiremiyorum. bu kadar yalnız olmanın garip olmaya başladığını kedi gelip beni sevdiğinde farkettim. dışarıdan bakıldığında bir sürü insanla sürekli beraberim gibi. ev, ofis hep bir arada. ama ne kadar çok insanla ne kadar çok alanı ortak kullanmak zorundaysan o kadar yalnız oluyosun. çünkü hayatta kalmak için sınırını çizmek, duvarını kalın örmek zorundasın. buzdolabında bile alanım cetvelle ölçülü. herkes böyle olsaydı aslında daha çekilebilir olabilirdi. daha önceden aralarındaki duvarı kaldıranlar olunca (buzdolabının tamamını ortak kullanan ya da çayı çok kişilik demleyenler gibi) daha bi kimsesiz hissediyo insan. bi yandan da güzel kafa dinlemek. şöyle bir çelişki var: insanları da sevmiyorum, insansızlığı da. tek başınalığı seviyorum ama farkettiğim bi şeyi paylaşmak için sağa sola bakıp anlayacağını düşündüğüm birisini bulamamayı sevmiyorum.
bu kadar çaresiz cümleler kuracağımı tahmin etmemiştim ki.

25 Kasım 2009 Çarşamba

geçmişi unutursun


bazı şarkılar vardır nefes gibi dolar ciğerlerine. damarlarında dolaşır. o kadar kolay hissedersin ki şarkıyı sanki doğduğundan beri seninledir. sanki hep ordaydı boynundaki ben gibi. ilk duyduğun anda sanki içindeymiş gibi. sanki o aradığın erkekle seviştiğindeki gibi girer içine.

20 Kasım 2009 Cuma

farkındayım


yavaş yavaş uyanıyorum bu tatlı uykudan. neden daha fazla okumak istemediğimi hatırladım şimdi. haklıymışım. ama artık çok geç çünkü çoktan kendimi buraya ait hissetmeye başladım bile. bir akşamda üç defa ilk fiziksel temas denemeleri. şarap etkisi. öyle değil. bildiğin insani el sıkışma tadında. evet o aşamaya daha yeni gelebildik. ki bu bile bana muazzam bir gelişme hissi verdi. onun dışında, kime nerde ne söylememem gerektiğini kavradım. önceden kestiremediğim bazı insanların aslında ne kadar kafa dengi olduğunu anladım. biraz çekildim, duruldum. bazı şeylerin de aslını gördüm. daha doğrusu bazı şeylerin burada da farklı olmadığı gerçeğini artık kabul ettim.
diğer bölüme geçersek. onun da aslında diğerlerinden farkı olmadığı gerçeği yine yine yine önümde duruyor. ama bu sefer gerçekten "bu öyle değil" dedirtmişti. daha sakinim şimdi. ama içimden bi şey daha eksildi gitti. kafamdaki o bulanık resim daha da belirginleşiyor giderek. içinde bir tek benim olduğum resim.
bu aydınlanma süreci hiç hoş olmadı. farkındalık hiçbi zaman mutluluk getirmez. evde oturup haftanın hangi günü olduğunu bilmediğim zamanlar daha mutluydum sanki.