31 Ekim 2014 Cuma

a khug?

yalnız olmaktan yıllık iznini kullanmak isteyen bi memurun isteği ve özlemiyle bahsedilmesinden hiçbi zaman hoşlanmadım. çok basit bi örnekle başlayayım: dilimizde bile "yalnız" kelimesinin yanına gelen fiillerden biri "olmak" iken diğerleri "kalmak" ve "bırakmak". yalnızlık her durumda bir tercih değil, bazen de insanın içinde kaldığı, bırakıldığı bi şey. tercihin olmayan yalnızlık iyi bi şey değil, hele ki istediğin an sonlandırabileceğin bi şey hiç değil. belki de beni en rahatsız eden şeylerden biridir bana yalnızlığın övülmesi, umursamamanın tavsiye edilmesi ya da bi gün mutlaka biteceği tesellisinde bulunulması. belki ben yalnızlıkla başedemiyorumdur ama bunu tercih edecek kadar başedebilenler vardır diye düşünüyorum bazen. ama hayır. biliyorum ki kimse benim hissettiğim yalnızlığı özlüyor, iple çekiyor olamaz, aynı şey olamaz. yalnızlık benim için huzur bulunacak bi tatil, bi mola olmadı hiç. çünkü bilinçli olarak yalnızlığa "çıkmadım" hiç. farkettim yalnız olduğumu. birisi yoktu elimi uzattığımda. işte bu benim kimseye tavsiye edebileceğim bi şey değil. yalnızlık benim için bi yüzme havuzu değil, hiç kara göremediğim bi deniz. zannediyorum ki içten içe yüzerek ulaşılacak bi sahil olduğunu bilmeden kimse böyle bi denize atlamaz. yani istedikleri zaman bitirebileceklerini bilen insanlar yalnızlık molasına çıkmak isterler gibime geliyor. züppece geliyor.

19 Haziran 2013 Çarşamba

anka

içim savaş alanı gibi. cesetleri toplamaya gelen yok. öylece kalakalmış bir kıyım. şavaş bitmiş, toz duman yatışmış. ama havada o vahamet asılı kalmış gibi. orada korkunç şeyler yaşanmış olduğu gerçeği orta yerde duruyor. çıt yok. kıpırdayan en ufak bir nesne bile yok. o yanık koku. ortalığa saçılmış, kim bilir kimin cebinden fırlamış şeyler. hepsi bildiğim tanıdığım şeyler. bir zamanlar sahip olduğum eşyalar. yatanlar tanıdığım insanlar. buz gibi olmuş bedenler. anılarını biriktirdiklerim. bildiğim yüzler. bir zamanlar dokunduğum eller. hayatıma giren ve sonra da çıkan insanlar. ne kazanan var ne kaybeden bu savaşı. herkes öldü.

20 Şubat 2012 Pazartesi

yayo

çaresizlik ve üstüne yalnızlık. uzun süre bu ikisine maruz kalınca insan garip kararlar verebiliyor. sıyrılamıyorsun içinde olduğun hayattan. farkedene kadar yaptığın her şey mantıklı geliyor. hissettiklerinin yapay olabileceğine ihtimal vermiyorsun. ama farkettikten sonra da daha az gerçek olmuyor. çünkü his denen şey öyle bi şey değil. denize düştüğüm için yılana sarılmışsam da bunu daha değersiz bi "sarılma" yapmıyor. sadece sarıldığım şeyin can simidi olmadığını farkettiriyor. o andan sonra da "boğulurum daha iyi" diyebilmek daha kolay olmuyor.

9 Şubat 2012 Perşembe

kurt deliği

"özlemek bi lanet. bir daha olmayacağını bilsem de kafamda hala yaşatmaya çalıştığım bitmiş olaylar. delilik. anıların mumyalanması gibi, bu dünyaya ait olmayan bi şeyin çürümesine izin vermemek, müdahale etmek gibi. kafamın içinden gitmemesini istemek. hatırlamak özlemek değildir. hatırlamakta problem yok. özlemek öyle değil. yorucu. özlemek eyleminde istek de var. tekrar olmasını istemek gibi. her şeyi özlüyorum. her şeyi. bi kaç sene önceye geri dönmek istiyorum. şimdi olduğum, yaşadığım şeylerin en ufak bi parçasını bile istemiyorum. o yüzden çok özlüyorum. şimdiye ait olmayan o anları yaşatmaya çalışıyorum kafamda. bırakamıyorum. o zamanları özlemezsem bi daha olamayacakmış gibi geliyo. özlediğim şeylerin yerini alacak başka bi şeyler yaşamayıp, içimde saplantılı, hastalıklı bi özlem büyütüyorum ve kafamın içinde yaşamaya devam ediyorum. kedili teyzeye bir adım daha. ilerde özleyebileceğim şeyler biriktiremiyorum. hani yıllar geçince dönüp baktığında hayatının belli bi dönemi bulanıktır, bi belirsizlik vardır, o ara ne oldu ki diye düşünürsün. tam da o aradayım şimdi. geçmişin artık çok geride kaldığı, ilerisi denen zamanların ne zaman geleceğinin bilinmediği (ya da gelip gelmeyeceğinin artık pek de umursanmadığı) o tanımsız alan."

6 Ocak 2012 Cuma

lala ve po

hayattaki bütün mutsuzluğumu tek bir sebebe bağlamıştım. o kadar rahatlatıcıydı ki. o sebepten gayri her şey çok mükemmeldi, bunu bir tek ben biliyordum, ama olsundu. o küçük salak pürüz olmasaydı her şey çok güzel olacaktı ki. emindim. ama öyle değilmiş. diğer her şey de bir o kadar boktanmış meğersem. eskiden mutsuzluğuma sırtımı döndüğümde birden teletabi diyarında buluyordum kendimi. şimdi kafamı ne tarafa çevirsem savaş alanı gibi.

22 Aralık 2011 Perşembe

nasıl bilirdiniz?

sen de diğerleri gibi içimde bir mezar olacaksın. öldürüp gömeceğim bi adam daha. yıllar boyunca ziyaret edeceğim, taşının yanına çöküp bi sigara yakacağım, ağzımdan kan gelene kadar söveceğim bi mezar.

12 Kasım 2011 Cumartesi

karpuz

insan, dünya dediğimiz gezegendeki baskın tür. dünya gezegeni evrende bi zerre bile değil. bi noktacık. önemsiz bi madde yığını. ve bu zerreciğin üstündeki milyonlarca türü baskılamış tek bir türden bahsediyorum. yaşam, ölüm, varolmak kavramları. kendisini evrenin hakimi sanan zerreciğin üzerindeki yaratıktan bahsediyorum. ben bu türün üyesiyim. bu gezegende olagelmişim. bu gezegen varmış, canlılar varmış, bi tür evrilmiş, bi tür yokolmuş, atmosfer, denizler, ısınmış, soğumuş milyonlarca yıl sürmüş. ben olmuşum. birey olmak ve yaşamın içine doğmuş olmak. evreni görüş alanımızdaki maddelerden ibaret ve zamanı yaşam süremiz zannettiğimiz için büyüleniyoruz hayatla. dünyanın bütün varlığının ve etkilediği her şeyin kapladığı hacim öylesine küçük ki. ve olageldiği süre zamanda bir göz kırpmasından ibaret. o kadar önemsiz bi zerrecik ki dünyamız varolmasının herhangi bi sebebi bile olmasına gerek yok. uzaklarda bi yerde başka bi gezegende, zibilyonlarca yıl sonra evrenin tarihi yazılsa, hadi diyelim dünyada kayda değer bi şey yaşanmış bile olsun, beş kelime bile fazla gelirdi dünyayı anlatmak için. hiç sikimde değil o yüzden dünya şu anda karpuz gibi ortadan ikiye yarılsa bile. hiç sinirlenmem, kahrolmam "kötü kalpli" adamın biri tüm insanlığı yokedecek düğmeye bassa. bu alelade gezegende yaşayan insanoğlu denen kocaman organizma umrumda değil hiç. yine de bi bireyim. alışkanlıklar bırakılmıyor. bi hayatım var. yaşıyorum. ben olmanın bilincindeyim. parçası olduğum bu önemsiz zerrecik o kadar umrumda değil ki, ölümüne bireyim. kendi kendime yaşamayı tercih ediyorum. kafama göre saçmalayıp mümkün olduğunca erken terketmeyi planlıyorum burayı. bi tatmin, bi memnuniyet beklemiyorum. tadı çıkarılacak bi şey görmüyorum. bi zerreciğin üstündeki küçük beyinli bi yaratığım, herkes gibi.