31 Temmuz 2009 Cuma

eskiyeni


öyle kızların gölgeleri çok büyük olur. bi mekana gelip en önde şuursuzca dans eden çok güzel saçlarını savuran herkesle selamlaşan ışık saçan kızların. çünkü hep onların gölgesinde kalırsın.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

04.03.09/çarşamba 01:36


"yastık kılıfını değiştirdim. ankaradan getirdiğimden beri açmadığım kutudan bir kılıf çıkardım. ankara gibi kokuyor hala. o eski küçük evim gibi kokuyor. tozlu, yaşlı, beklemiş, kuru, isli, hafif sigara dumanlı, tam 12 güneşi gibi, toprak gibi. o evde hissettiğim bütün duygular bu kokuda. gamzenin çekyat altı anılarını karıştırdığım gün gibi kokuyor. ya da delice ders çalıştığım o ufak masa gibi. evden ayrılacağım zaman dolabı açıp kokuyu içime çekerdim. hiç unutmayayım diye. ankarayı, o huzuru, o minik evi, o minik evin içindeki minik dünyamızı hiç unutmamak için. hiç gitmek istememiştim. sanki sonradan olacakları biliyormuşum gibi, sanki bir daha hiç öyle mutlu olamayacağımı hissetmişim gibi herşey bana burda kal diyordu. ne için gittim peki? 6 ay sonra hiç gibi biteceğini tahmin edememiş olduğum bi ilişki için. o kadar pişmanım ki ankarada kalmadığıma. başka bir insana dönüştüm artık bir parçam orda kaldı. bu yüzden ağladım geçen hafta geri dönerken."

25 Temmuz 2009 Cumartesi

gardırop


ne kadar küçük olduğumun farkında olamayacak kadar küçük olduğum bir zamandı. hani her küçük kızın gizli gizli aşık olduğu bi aile dostunun çocuğu vardır biraz yaşı büyük. ebeveynler hadi bilmemkim abisi siz oynayın derler. öyle birisi vardı. hatta kendisine hayran olma sebebimi bile hatırlıyorum: yediğim kestaneden kurt çıkmıştı bi keresinde ve o da ne güzel işte protein demişti. bu cümleyle vurulmuştum. işte o bize gelmişti. bütün akşam gardrobun içinde oturmuştum. kim geldiyse çıkaramamıştı beni. orda oturup ne yapmıştım peki? bilmemkim abinin gelip beyaz atlı prens edasıyla beni çıkaracağını hayal etmiştim. bacak kadarken bile salak salak hayal kuruyormuşum. hiçbir ilerleme kaydedememişim. bu duygusal kişiliğime dair hatırladığım en eski hatıramın bir gardroba saklanmamdan ibaret olması da ayrıca trajik.

24 Temmuz 2009 Cuma

uzaktan seyir defteri hatırası #2

"dışardan birisi. evet bu. bazen sadece başka bir ses duymak istiyorum. duygusal derin bir şey değil. çevremden o kadar sıkılıyorum ki. sıkılmak için her türlü sebebim de var. yan odadaki eski iğrenç müzik benim odama kadar sızıyor. onun yanındaki odadaki sevgilisinden yeni ayrılan duygusal zeka sıfır insanı iki gün ayrılık acısı çekiyormuş gibi yapıp sonra fuckbuddysini eve getirdi bugün. muhtemelen kazual seks yapıyorlar şu anda. kız o kadar normal görünüyordu ki. rahatsız edici normal. motor ya da yollu değildi. hatta yollu kızlardan bahsedip güldük bile. tutucu olmaya başladım. salonda ise ne idüğü belirsiz insan bilgisayar başında. köpüş de bi yere sızmıştır herhalde. yanı sıkılmak için bütün koşullar hazır şu anda. buraya ait olmayan (benim gibi) birisine ihtiyaç duydum. başka sadece başka şeylerden konuşmak için. aslında o kadar aynı ve bayık şeyler ki konuştuklarımız. ama daha önce hiç böyle şeyler duymamış konuşmamış gibi yapmak bile rahatlatıyor. bu gaz bana iki gün yetebiliyor. söylediği bir kelimeye cümleye ya da espiriye takılıyorum. hayallerime onu ekliyorum. yüzüme söylediğini hayal ediyorum bazen. son haftalardaki favori hayalim: ilk buluşmamız. ben ben değilim. benim ama bedenim benimki değil. yağsız ince narin bir vücudum var. çok şirin bir elbise ve mevsimlik bir hırka giyiorum. bazen de kot etek üstüne renkli bir tunik ve kemer ve hırka. havanın durumuna göre. evdekilere pınara gideceğimi söylemişim zaten. çok güzel bir yere oturuyoruz çok güzel bir şeyler içiyoruz. gülüyoruz eğleniyoruz. sigara içmiyorum bazen. bazen de slim şık bir sigara içiyorum ama yarısında söndürüyorum daha güçlü görünüyorum. sonra yağmur yağıyor. sanırım eylül başları. yağmurda karşıya geçemem değil mi? pınarlara gideyim en iyisi diyorum. o sırada öpüşüyoruz ve ona gidiyoruz. çok metropolitan ve seksi. evet favori hayalim."

hiç beklemediğim akıllara girip hiç beklemediğim etkiler yaratmış bir seyir defteri hatırası olmuş bu meğersem. sonlara doğru saçmaladığım hayalim de meğersem bok olmuş.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

öğrenci evi


ben erkekler için yasak ilişkiyim. arkadaşarla tanıştırılmayan gizli saklı köşelerde buluşulan utanılan sevgiliyim. kimsenin koluna takıp gururla gezdirmek istediği kadın değilim. kimseye yakışmıyorum. uzak ilişkilerde bu yüzden başarılıyım. varlığımı seviyorlar ama yokluğumu daha çok seviyorlar. kelimelerim sesim konuşmam telefondaki halim hoşlarına gidiyor ama bi arkadaşlarıyla tanıştırılmam hoşlarına gitmiyor. ben beşiktaştaki küflü yorgun bir öğrenci evinde gizlice sevişilen kadınım.

19 Temmuz 2009 Pazar

uzuv


artık hayatımda kendimden bir parça gibi hissedebileceğim bir erkek olmayacak. olmayacak biliyorum. bazen bilirsin işte. içimde derinlerde hissediyorum bunu. o derin yalnızlığı, bir film izlerken içindeki çok çok ince yerin sızlaması gibi. biliyorum çok mutlu olacağım, nefis bir hayat geçireceğim, çok eğleneceğim, güleceğim ama elini tuttuğumda bir bütünmüşüz gibi hissedeceğim bir erkek olmayacak. o insan yok. bazılarının başına gelmiyor. belki çok seveceğim, çok sevişeceğim, acayip süper ilişkilerim olacak ama o olmayacak. ve bu beni azıcık bile üzmüyor. o kadar içimden gelen bir his ki bu... bununla yaşayacağım biliyorum. sanki bir kaza sonrası bir uzvum kesilmek zorunda kalınmış gibi. o kadar geri dönülmez bir kabulleniş var içimde. ve bu bana huzur veriyor. delicesine hayaller kurabiliyorum. ben benim, bir tek benim çünkü. hayatında birisinin olmasının en boktan yeri bu işte: mutlaka bir şekilde hayallerine dahil oluyor ve limon sıkıyor. eğer geri kalan yaşantımda hayal ettiklerimin hiçbiri olmasa bile bu benim yüzümden ya da kendim sayesinde olur. salak herifin biri engelledi diye değil. böyle bir kadınım işte ben. tekim işte, delicesine hayaller kurabiliyorum, bir tek ben. çok güzel bir şey bu.

17 Temmuz 2009 Cuma

mr. big

italyan görünümlü, terzi elinden çıkma gömlek ve pileli pantolon giyen, yemek yapabilen, hafif yanık tenli, sanki biraz seksenler gibi duran, sigara içen erkekler gerçekten var mı? yoksa bütün bunlar new york temalı filmlerin uydurması mı? bu adamlar hep bir baba tavrıyla kadınlarına yaklaşır. evlat kiddo bebek gibi hitaplarda bulunur ve kolları kıllıdır. son derece seksidir. daddy issues bir kadın olmaktan nefret ettirir insanı.

16 Temmuz 2009 Perşembe

domates


rahatsız yaratıklarız. huzurlu bir hayatın hayalini kurarız sürekli. sabah erken kalkacağımız kahvaltı edip kahve içeceğimiz bir hayat. evimizin güzel koktuğu hayat. günün ikinci yarısında uyandığımızda hep mutsuz oluruz mis gibi bi hayatımız yok diye. bu hayalimizdeki hayatı bulduğumuzda da mutsuz oluruz. rahat batar. sonra boktan hayata hızlı bir dönüş yaparız hayaller kurmaya. erken kalktığımız bembeyaz çarşafların içinde sevdiğimizi bulduğumuz sabahların hayalini kurarız. rahatsız yaratıklarız. mutsuzluğu kovalamak bizi hayatta tutuyor. hayal ettiğimiz şeyi bulduğumuz anda mahvediyoruz. tekliyoruz nefes alamıyoruz. bünyemize ters geliyor. biz nasıl böyle olduk? bugün markette sebze meyvelerin arasında yürürken koku başımı döndürdü. kabaklara bakıp iç geçirdim. domates... o hayat bize gelmez. markette domates seçeceğimiz hayat.

14 Temmuz 2009 Salı

uzaktan seyir defteri hatırası

"yaptığın herhangi bir değişikliğe bile tahammülün olmadığı bir evde yaşamak. bu filmi izledim daha önce. kimyasal etkisi altındaki bir kaç gerizekalının kaba salak espirileri. nasıl bir hayat yaşıyorum burda. ait olduğumu zannettiğim şehrin ait olmadığım bir evi. geride bıraktığım yer de böyle. ben nereye aitim? bu sorgulamayı yapmak için önümde daha on yıl var zannediyordum. mutsuz olacağım bir işe girip mutsuz bir ilişki içinde kendimi bulduğumda bu soruyu kendime sorarım diyordum ve bu talihi değiştirmek için aylardır çabalıyorum. ama bu arada farketmediğim şey şu oldu: hayat gözümün önünde akıp gitti. herkes trene bindi. kimileri beni terkedip bindi. ben öylece kaldım. orda burda sürttüm. kimseye hiçbir yere ait olamadım. köklerimi salamadım. ne sanmıştım ki? hiçbir hakkımın olmadığı bir yer burası. ve emek verdiğim bir yer. ne kadar çok şeyi boşuna yapmışım. okumuşum, yazmışım, çizmişim, sevmişim, nefret etmişim, düşünmüşüm hep boşa gitmişim."

uzakta olmak ama neyden uzakta olduğunu bilememek.