3 Eylül 2010 Cuma

beyaz ve ince

çift kişilik yatak aldım. hala neden böyle bi şey yaptığımı düşünüyorum. filmlerde görüyoruz ya hep bacak kadar çocukların bile kocaman yatakları var. onlara özendim herhalde. çift kişilik yatak yaşım geldi diye de düşünmüş olabilirim. depresif yalnız kadın tribimin dekorunu tamamlamış olmak için de almış olabilirim. kocaman yatakta sırtını kocaman kocaman yastıklara dayamış, ayakları uzatmış, pamuklu depresyon pijaması giymiş, koyu renk nevresimler arasında romantik bi şeyler izleyip gözleri dolan, bi yandan da elindeki kaseden artık dondurma mı olur, meyveli yoğurt mu olur, bu sahnenin bütünlüğünü koruyacak o cins bi amerikan gıdası yiyen kadın. yoksa yatak odamla aynı yüzölçümüne sahip o yatağı almamın bu saydıklarım dışında mantıklı bi sebebi yok. aldığımdan beri de daha mutsuzum.

yine tabii ki bu yatak alma olayı da olmadık şeyler farkettirdi. bu devasa şeyi yatak odasına sokmak için önce gardrobu çıkarmam gerekliydi, vs.vs. bir takım kas gerektiren işler. yaşadığım yeri paylaştığım insanlardan kas gücü olarak benden daha fazlasına sahip olduğuna halk tarafından inanılan -kısaca erkek dediğimiz- kişilere neredeyse yalvarmam gerekti yardım etmeleri için. ama daha bi kaç ay önce yeni taşınan başka bi dişinin perdelerini bile iki kişi asmışlardı bunu hatırladım. sonra bunu bizden yaşça biraz daha büyük olan birisi daha farketti o sırada. gelip "cilveni yapacaksın" dedi. çift kişilik yatağın bana öğrettikleri: erkeklerden insanlık beklemek için kukumla hareket etmem gerekli. kendi başına okunduğunda çok daha ironik oldu bu cümle.

daha sonra bu öğrendiğimi pekiştirdim bile. kendimi papatya gibi hissediyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder