28 Aralık 2009 Pazartesi

başlamak?


ölmek bir anda olan bi şey değil. doğduğumuz andan itibaren ölmeye başlıyoruz. en yukarıdayken düşmeye başlıyoruz. ömür dediğimiz şey aslında "ölmek" süreci. her biten şey bu büyük bitişin bi parçası sadece. okulu bitirmek. ayrılmak. bırakmak. terketmek. pencereleri kapatıp kapıyı kilitleyip çıkmak bile bunun bi parçası. her bitiş. her şişenin dibi. her sigaranın izmariti. şarkının sonu. telefonun kapanma sesi. bütün bunları ucuca ekliyoruz ve sonunda bitirecek bir şey kalmadığında ölüyoruz. geçmişimizde bıraktığımız şeyler aslında çoktan ölmüş parçalarımız. ortaokula giden ben öldü mesela. otobüse bindiğimde duraktaki ben öldü. saçlarımı kestirdiğim gün uzun saçlı ben öldü. işte bazen sanki bitirip gidecek bir şey kalmadı bu "ömür" dediğim zaman aralığında gibi geliyo.

21 Aralık 2009 Pazartesi

duvarların dili olsa...


G ile sevişmek istiyorum. terden saçların yapıştığı, dişlerin geçirildiği sevişme. I'ya sarılıp film izlemek, kafamı omzuna koymak, parmaklarımı saçlarında gezdirmek istiyorum. L ile yeni ergenler gibi her hangi bir zihinsel aktivite olmaksızın moronca takılmak ve sabah akşam yiyişmek istiyorum. R ofisindeki masasının üstündekileri bi hamlede sıyırsın ve yüzümü masaya dayayıp oracıkta beni düzsün istiyorum. N'yi kullanmak, kalbini kırmak, arkamdan ağlatmak istiyorum.

içimde çok fazla kadın var.

5 Aralık 2009 Cumartesi

kahveyi bırakmasaydım keşke


normal poşet çay ile demlik poşeti arasında çok önemli bi fark var. demlik poşeti birden fazlası için. diğeri tek başınalar için. her haltı bir kişilik ayarlamak zor. bi marulu bile 5 günde bitiremiyorum. bu kadar yalnız olmanın garip olmaya başladığını kedi gelip beni sevdiğinde farkettim. dışarıdan bakıldığında bir sürü insanla sürekli beraberim gibi. ev, ofis hep bir arada. ama ne kadar çok insanla ne kadar çok alanı ortak kullanmak zorundaysan o kadar yalnız oluyosun. çünkü hayatta kalmak için sınırını çizmek, duvarını kalın örmek zorundasın. buzdolabında bile alanım cetvelle ölçülü. herkes böyle olsaydı aslında daha çekilebilir olabilirdi. daha önceden aralarındaki duvarı kaldıranlar olunca (buzdolabının tamamını ortak kullanan ya da çayı çok kişilik demleyenler gibi) daha bi kimsesiz hissediyo insan. bi yandan da güzel kafa dinlemek. şöyle bir çelişki var: insanları da sevmiyorum, insansızlığı da. tek başınalığı seviyorum ama farkettiğim bi şeyi paylaşmak için sağa sola bakıp anlayacağını düşündüğüm birisini bulamamayı sevmiyorum.
bu kadar çaresiz cümleler kuracağımı tahmin etmemiştim ki.